

DERİN BİR İŞ GÜCÜ KRİZİ YAŞANIYOR
Ekonomide yaşanan sıkıntıların çok büyük bir kısmı aslında ülkenin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma kararı verdiği 2016 yılından bu yana giderek büyüyen bir iş gücü krizinin yaşanmasından da kaynaklanıyor.
Örneğin, resmi verilere göre bu yıl ülkede çalışmak ve okumak için gelen AB vatandaşlarının sayısı sadece 43 bin olarak açıklandı. Halbuki, Brexit öncesi bu sayı yılda 230 bin ile 430 bin arasında değişiklik gösteriyor ve İngiliz ekonomisinin yıllık iş gücü ihtiyacını büyük oranda karşılıyordu. Şimdi ise ekonomisinin yaklaşık yüzde 80'lik kısmını hizmet sektörünün oluşturduğu İngiltere ciddi bir iş güce açığı kriziyle karşı karşıya.
İngiliz Ulusal İstatistik Ofisi'nin (ONS) verilerine göre, ülkede doldurulamayan kalifiye iş gücü açığı 1 milyon 274 bin. Bir diğer ifadeyle; ağırlıklı olarak hizmet sektöründe ihtiyaç duyulan istihdam bir türlü sağlanamıyor, işletmeler eksik çalışanla ancak düşük performans sergileyerek ayakta kalmaya çalışıyor.
Bunun son örneği, geçen haftalarda İngiltere'de çalışanların yetersiz kalması nedeniyle yolcuların saatlerce hava alanlarında beklemesiyle görüldü. Geçen yılın son çeyreğinde de 100 bin ağır vasıta sürücüsü açığı nedeniyle, ülkede ciddi bir tedarik krizi yaşanmış, market rafları boşalmıştı. Ülkede geçen yılın son çeyreğinde yeterli ağır vasıta sürücüsünün olmaması nedeniyle rafinerilerden benzin istasyonlarına akaryakıt sevkiyatı askerler tarafından yapılmıştı.
Ülkede hemen her sektörde derinden derine büyüyen ve hükümetin çare bulmakta başarısız olduğu iş gücü krizi, önce şirketleri, daha sonra tüketicileri, ardından ekonominin tamamının ve yatırımcıların beklentilerini etkilemeye devam ediyor. Kısacası yatırımcılar, salgın ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi risk unsurlarını bir tarafa bıraksa bile, siyasi çalkantılar içerisinde AB'den demir almış İngiliz ekonomisinin rotasını kestirmekte, satın alacak yeni bir hikaye bulmakta zorlanıyor.
EKONOMİK VE SİYASİ BELİRSİZLİKLER ARTTI
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Swissquote Kıdemli Analisti İpek Özkardeşkaya ise, "Sterlin cephesinde İngiltere Başbakanı Boris Johnson'ın istifasının ardından, resesyon korkusu, Brexit konusundaki (bazı süregelen) anlaşmazlıklar, enerji krizi ve şimdi de siyasi belirsizlik sterlini (olumsuz yönde) çok etkiledi." ifadelerini kullandı.
İngiltere'de iktidardaki Muhafazakar Parti'nin liderliği için en güçlü aday konumunda bulunan Dışişleri Bakanı Liz Truss'ın bu ay başında İngiltere Merkez Bankası'nın enflasyon hedefinde duyduğu rahatsızlığı ifade etmesi de piyasalarda risk algısını artırmış durumda.
Truss, 3 Ağustos'ta Cardiff'te parti üyelerine yaptığı konuşmada, "Enflasyonla başa çıkmanın en iyi yolu para politikasıdır. Söylediğim şey, gelecekte enflasyonu kontrol etmede dünyanın en etkili merkez bankalarından bazılarıyla eşleşmesini sağlamak için İngiltere Merkez Bankası'nın yetkisini (enflasyon hedefini) değiştirmek istiyorum." yorumunu yapmıştı.
Truss'ın İngiltere Merkez Bankası'nın enflasyon hedefini eleştirmesine vurgu yapan Özkardeşkaya, "Truss'ın (parti liderliği için yapılan anketlerde) anketlerde öne çıkması ileride liderliği kazanırsa para politikasının büyümeye endekslenebileceği, ya da yumuşatılabileceği riskini taşıyor. Sterlin yükselen doların yanı sıra, içerde ekonomik ve siyasi belirsizliğin de yükünü taşıyor." değerlendirmesinde bulundu.